26 Nisan 2012 Perşembe

BERGAMA, CUNDA, BOZCAADA, KAZ DAĞLARI, ASSOS GEZİSİ

23 nisan tatili pazartesi gününe denk gelince eşimle beraber bir yerlere kaçalım, bu fırsatı değerlendirelim dedik. Önce arabaya atlayalım Bursa, Çanakkale filan yapalım diye düşünürken birden 23 nisan turlarına da bir göz gezdirme fikri aklımıza geldi. Perşembe gecesi tur şirketine gidip ellerinde hangi turlar olduğunu sorduk, en nihayetinde Assos, Bozcaada, Kaz Dağları turunda karar kıldık.


Cuma gecesi 11 gibi yola çıktık, ilk istikametimiz Ayvalıktı. Ayvalık'ın merkezinde sadece kahvaltı yapacak kadar kaldıktan sonra Bergama'ya doğru yola çıktık. Akropol antik kentini görmek için taksilerle yukarı çıktık. Kelime anlamı "Yukarı Şehir" olan Akropol'de tapınak kalıntılarını ve antik tiyatroyu rehberimizin mitolojik hikayeleri eşliğinde gezdik. Daha doğrusu gezmeye çalıştık çünkü Akropol inanılmaz derecede rüzgarlıydı.  O kadar ki rüzgardan aşağı düşme korkusuyla tepeden güzel manzaralı fotoğraflar çekemedik :)

Akropol antik kenti

Akropolden sonra antik çağın tedavi merkezi olduğu söylenen Asklepion'a gittik. Mitolojide Asklepion tıp alanında kendini geliştirmiş bir tanrıymış. Hatta tıp alanında öyle gelişmişki ölüleri diriltmeye başlamış, yer altındakı ölülerin tanrısı buna isyan etmiş ve Zeus da Asklepion'u cezalandırmış miş müş. Gezi alanlarımızın bir çoğu Eski çağlara ait eserlerin bulunduğu yerler olduğundan gezi boyunca bol bol mitolojik hikaye dinlemek durumunda kaldık. Allah'ım ne entrikalar, ne entrikalar, Türk dizilerine ilham kaynağı olabilecek kadar çalkantılı hikayeler :) Her neyse Asklepion'da insanları su ve müzikle tedavi ediyorlarmış. Hatta insanları üstünde küçük küçük pencereleri olan yer altındaki bir tünelden geçirip yukarıdaki bu pencerelerden "iyileşeceksin" diye telkinlerde bulundukları bir tedavi yöntemi bile varmış :)


Asklepion

Asklepion'dan sonra nihayet en merak ettiğimiz yerlerden biri olan ve çok güzel olduğu söylenen Cunda adasına gittik. Gerçekten de söylendiği gibi gayet sevimli bir ada Cunda adası. Tabi yaz sezonu açılmadığı için sadece tur şirketleriyle biraz hareketlenen ada sakin olduğundan daha çok hoşumuza gitti. Cunda'da Taksiryahis kilisesine gittik, kilise restorasyonda olduğundan pek bir şey anlamadık gerçi. Meşhur Taş Kahveyi ve cumbalı evlerin olduğu ara sokakları dolandık. Ha bir de meşhur lokma tatlısından yedik. Üzerine tarçın ve susam dökülen lokma lezzetliydi gerçekten.

Cunda

Kısa süren Cunda adası turundan sonra eşimle pek bir şey beklemediğimiz ama görünce hayran kaldığımız Şeytan Sofrası'na gittik. Tur programına bakarken şeytanın ayak izi olduğu söylenen tepe filan diye okuyunca gereksiz bir yer olabilir diye düşünmüştük ama enfes manzarayı görünce buraya kesinlikle bir daha gelmeliyiz diye not aldık. Gerçi şeytanın ayak izi denilen şey etrafı demir kafesle çevrili küçük, içi pis su dolmuş bir çukur, yani ayağa benzer bir iz bile yok. İsminin neden Şeytan Sofrası olduğuna dair de uydurma olduğu düşündüğümüz bir hikaye anlatıldı :) Ama manzarası gerçekten nefes kesici, manzarası için kesinlikle gidilebilir ;)

Şeytan Sofrası

İlk günü bu şekilde geçirdikten sonra 2. gün erkenden kalkıp Bozcaada feribotuna yetişmek için yola koyulduk. Rehberimiz başka turlar da geçmek istiyor, yetişemezsek bir sonraki tur 2 saat sonra diye heyecan yaptırdı ancak biz dahil bütün tur otobüsleri geçti sanırım :) İlk durağımız rüzgar değirmenleri oldu. Hatırladığım kadarıyla 17 tane rüzgar değirmeni var. İsimleri ise rüzgar değirmenlerini yapan mühendis ve mimarların kendileri, eşleri veya kızlarının isimleri, yani hepsi bayan ismi :) Rüzgar değirmenlerinden sadece bir tanesi Bozcaada'nın enerji ihtiyacı için kafi geldiğinden diğerleri fiber optik kanallarla denizin altından Çanakkale'ye iletiliyormuş. Rüzgar değirmenleri görülmesi gereken kritik yerlerden biri değil, vakit bolsa ve çok merak ediliyorsa ziyaret edilebilir.


Rüzgar değirmenleri

İkinci durağımız Ayazma plajı oldu. Pek bir numarası yoktu açıkçası. Denize girmeyi düşünmeyenlerin görmesi gereken bir yer değil. Ayrıca suyu da hep soğukmuş, bu yüzden adı Ayazmaymış. Açıkçası denize girmeyi düşünenler için de daha güzel koylar olduğunu düşünüyorum. Belki bizim de girebileceğimiz sakin, sessiz, kimsesiz yerler vardır bilmiyorum. 

Ayazma Plajı

Gelelim genel olarak Bozcaada'ya... Bozcaada gerçekten çok güzel bir ada. Cunda adasından daha çok beğendiğimizi söyleyebilirim. Pencerelerinin önünden çiçekler sarkan müstakil evlerden oluşan temiz ve sevimli bir ada Bozcaada. Bozcaada kalesi de ilk defa gidenlerin görmesi gereken bir yer. Kalenin içinde güzel manzara eşliğinde keyifli fotoğraflar çekme imkanı var :) Eşimle bir daha gelip dışarıdan son derece sevimli görünen butik otellerden birinde kalmaya karar verdik hatta. Bozcaada'nın ev yapımı reçelleri meşhurmuş. Sokaklar kendi yaptıkları reçelleri satan teyzelerle dolu. Biz domates, nane, bal kabağı ve üzüm reçeli aldık. Üzüm demişken, Bozcaada üzüm bağlarıyla dolu. Tabi buna paralel olarak şarapçılık gelişmiş. Tur programında şarap yapımının anlatıldığı ve tadımının yapıldığı bir aktivite de vardı. Bizi alakadar etmediğinden eşimle bu zamanı ara sokaklara dalıp fotoğraf çekmekle harcadık. Açıkçası turda zaman biraz kısıtlıydı, bu yüzden Bozcaada bizim için sadece tadımlık oldu. Dönüşte Zeytinyağı müzesine uğrayıp, alışveriş yaptık. Zeytinleri hakikaten çok lezzetli. Zaten tur boyunca adım başı zeytin ve zeytinyağı satan yerlerle karşılaşıyorsunuz.

Bozcaada Kalesi

Bozcaada'da sevimli bir dükkan

Bir önceki gün Cunda adası turu kısa sürdüğünden ve kaldığımız otel Cunda'ya yakın olduğundan rehberimiz akşam Cunda'ya gitme teklifiyle geldi ve hemen hemen herkes kabul ettigindem akşam Cunda'ya bir daha gittik. Tabi büyük çoğunluk tavernalara veya fasıl gitti. Biz de eşimle Cunda'nın ara sokaklarına dalıp fotoğraf çektik, sonrasında da Taş Kahve de oturduk, muhabbet ettik.

Taş Kahve

Ve turumuzun son günü yine sabah erkenden kalkıp Kaz Dağları'na gitmek için yola koyulduk. Kaz dağları, yemyeşil ağaçlarla dolu, dere ve şelaleleriyle tertemiz bir havaya sahip, doğal güzelliği görülmesi gereken bir yer. Kaz Dağları'nın oksijen oranının çok yüksekmiş. Hatta astımlılar için bir rehabilitasyon merkezi kurulması planları varmış. Kaz dağlarında doğa yürüyüşü yaparak Sütüven, Hasan Boğuldu şelalelerini görmeye gittik. Rehberimiz Hasan Boğuldu şelalesinin hikayesini anlatırken eşimle doğal güzelliğe kendimizi kaptırıp fotoğraf çekmeye daldığımızdan hikayenin sonuna yetişebildik :) Zaten acıklı bir aşk hikayesiymiş. Kaz dağlarından dönüşte Tahtakuşlarda bir etnoğrafya müzesine uğradık. İçinde kurutulmuş büyük bir kaplumbağa haricinde kayda değer birşey olmayan müzeye uğramasak daha iyi olurdu, bizim için vakit kaybı oldu açıkçası :)


Hasan Boğuldu Şelalesi

Turumuzun son durağı ise Assos'tu. Arnavut taşlardan Athena tapınağına doğru tırmandık veee muhteşem manzarayla beraber Athena tapınağınanın mitolojik hikayesini dinledik. Yukarı doğru tırmanırken eski çağlardaki insanlar o zamanın koşullarında neden bu kadar yukarılara yerleşim kurmuşlar, yiyecek ve suyu nasıl elde etmişler, aşağıdan mı taşımışlar, ne gerek var ki diye düşünürken aşağıda Asoss limanının karşıda Midilli adasının manzarasını görünce anlaşıldı bu eziyetin nedeni dedim :) Assosta malesef limana inebilecek vaktimiz olmadığından turumuzu bu noktada tamamlamak durumunda kaldık. Ancak eşimle bir daha gelinebilecekler listesine ekledik bile :)

Assos Tapınağı

Assos

Böylece 3 günlük tur maceramızı keyifle, kazasız belasız atlattık çok şükür :) Biz eşimle ilk defa bir kültür turuna katıldık. Evlenmeden önce de hep bireysel gezilerde bulunduğumuz için turun nasıl olduğunu denemek istedik. Avantajlı yönleri olduğu gibi dezavantajlı yönleri de var turların. Öncelikle otel seçimine pek önem verilmiyor ve tur şirketi oteli değiştirme hakkını elinde bulunduruyor. Biz kendimizi alıştırıp oteli sadece gece uyumak için kullanacağımız yer olarak gördüğümüzden temiz olsun yeter dedik. Kalacağımızı söyledikleri otele internetten bakıp idare eder diye düşündük ancak tur şirketi son anda oteli değiştirdiğinden malesef daha kötü bir otelde konaklamak zorunda kaldık. Allah'tan otel sezona bizimle merhaba dediğinden pis değildi, hatta yorganları ve battaniyeleri ambalajlarından biz çıkardık. Ancak çok amatörlerdi ve yemekler çok kısıtlı, alternatifsiz ve vasattı. Yemek demişken turlarda önceden belirlenen yerlerde yemek yeniliyor ve de malesef belirlenen bu yerler yine vasat olmaktan ileriye gidemiyor. Tabi turdan ayrılıp kafanıza göre takılma imkanınızın olduğu yerler var. Biz ilk defa gittiğimizden tura tabi olduk. Kaz dağlarından dönüşte rehberimiz yemek için başka bir yer önerdi ve Saklı Bahçe diye bir mekana gittik. Mekan gerçekten güzeldi ama yemekler yine vasattı. Yani kültür turlarında yeme içme ve konaklama adına çok şey beklememek lazım. Ama bol bol geziyorsunuz. Hatta bizim gittiğimiz gibi kısa turlarda bazı noktalarda uzun süre kalamadığımız için tadımlık bir gezi oluyor. Çok beğendiğimiz yerlere daha sonra bireysel olarak gitmek için kafamızda işaretliyoruz :) Bu tarz turlar gidilen yere ilk defa gidecekler için avantajlı çünkü görülmesi gereken temel yerlere gidiliyor ve insanın kafasında buraya tekrar gelinebilir veya buraya bir daha gelmeye gerek yok diye yer ediniyor. Nerede ne var az çok öğreniyorsunuz. Bir de rehber eşliğinde gezildiği için o yerin tarihi, özellikleri ve güzelliklerine dair bilgi edinebiliyorsunuz. Zaten adı üstünde kültür turu, kültürünüz artmış şekilde ayrılıyorsunuz turdan. Tabi bir de  farklı insanlarla tanışıp, beraber vakit geçiriyorsunuz :) Son bir not daha, bu turlarda sürekli gezme halinde olunduğundan giydiğiniz ayakkabı çok önemli. Son derece rahat ayakkabılar tercih etmek lazım çünkü eşimle ben tigerlara rağmen ayak ağrısı çektik. Başka birşey giymiş olduğumuz halimizi düşünemiyorum bile :)


23 Nisan tatilimizi keyifle ve bol bol gezerek geçirip İstanbul'a döndük. Ertesi gün sabah işbaşı yapmak bu yorgunluğun üstüne çok zor gelse de toparlanmaya çalışıyoruz.

Bol tatilli, bol gezili, keyifli günler dileğiyle :)

2 yorum: